Suça Yatkınlığı Ön Görmek ve Önceden Saptamak Mümkün Mü?
Davranışlarınızın veya kişiliğinizin kaderi DNA dizinizin kararına bağlı olabilir düşüncesi beraberinde akla birçok soru daha getirebilmektedir. Suçlu geni diye bir şey var mı? Genlere bakarak küçük yaşlarda potansiyel suçluları belirleyebilir miyiz? Bir katilin işlediği suçun bedeli ebeveynlerine yüklenebilir mi? Suçlular, bu durumu adli bir kanıt olarak kullanabilir mi?
Suç insanlık tarihinin en eski kabul edilen yasalara, ahlaka aykırı davranışıdır. Günümüzde suça yönelmiş çocukların sayısındaki artış dikkat çekmektedir. Çocuklar çeşitli birçok faktörün etkisi ile suça yönelebilmekte ve çocukların suça sürüklenmesi, hukuksal sorunların yanında psikiyatrik sorunları da beraberinde getirmektedir. Suça sürüklenmiş çocukların birçoğunda psikiyatrik problemlerin görülmesi, bu çocukların sıklıkla psikiyatri kliniklerinde yatışına neden olmaktadır. Bu özellikli gruba bakım veren hemşirelerin, bu çocukların özelliklerini, onlarda görülen ruhsal problemleri, suça sürükleyen faktörleri ve bunlara yönelik etkin bir bakımda hemşirenin rol ve sorumluluklarını ve onlarla görüşme yaparken dikkat edilmesi gereken noktaları bilmesi, çocuklardaki suça eğilimi önlemede oldukça önemli ve gereklidir. Bu özden hareketle bu makalenin amacı, suça yönelmiş çocuklarda görülen ruhsal problemleri ortaya koymak ve onlara bakım veren hemşirelerin rol ve sorumluluklarını açıklayarak, görüşme yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara ışık tutmaktır.

Suç Eğilimi ve Genetik
İnsan genom projesinin tamamlanmasıyla birlikte davranış özelliklerinin doğrudan gen varyantlarıyla ile ilişkileri incelenmeye başlanmış ve kişilik-davranış-gen arasındaki ilişki tanımlanmaya çalışılmıştır. Böylece davranış genetiği üzerine çalışmalar da hızla artmıştır. Özellikle şiddet, saldırganlık ve cinayet gibi davranışların kalıtılabilirliği üzerine yoğunlaşılmış ve “Suçlu geni var mıdır?” sorusu üzerine araştırmalar yapılmıştır. Araştırmaların odak noktası insanlardaki şiddete meyilin doğuştan mı geldiği yoksa yetiştirilme tarzı veya kötü yaşam koşullarından dolayı mı olduğu üzerinedir. Katil geni var mıdır, genlere bakarak küçük yaşlarda potansiyel suçluları belirleyebilir miyiz sorularını kısaca cevaplamak gerekirse cevap: “Hayır”. Şiddet eğilimini doğrudan bir genle ilişkilendirmek mümkün değil ancak epigenetik etmenlerle birlikte suç işlemeye veya şiddete eğilimi arttıran genetik varyantlar bulunmaktadır. Bu varyantlar tek başına bir anlam ifade etmezken kötü çevre koşullarıyla birlikte tetiklenerek suç işleme eğilimini etkileyebilmektedir. Tabii ki bu etkileşim ortaklaşa bir şekilde gerçekleşmekte. Kötü çevre koşulları gen ifadesini etkilerken etkinin kalıcı olması durumunda ise ilerleyen kuşaklar için genler şiddete eğilimi arttırabilmektedir.
Bazı insanlar dış sinyallere karşı, diğerlerine kıyasla daha hassas olurlar. Bu, genlerin ve çevre etkisinin bir gerçeğidir: Aradaki şey tek yönlü bir belirlenimcilik değil karmaşık ilişkilerden oluşan bir labirenttir. Toplumsal davranış zihnimizi ve vücudumuzu şaşkınlığa uğratan bir dizi olaylar zinciri değildir. Toplumsal davranış, kendi yapımızın doğuştan gelen bir parçasıdır ve genlerimiz sadece toplumsal davranış üretmek amacıyla programlanmamışlardır, aynı zamanda sosyal etkilere tepki de oluştururlar.
Suça Eğilimi Arttırabilen Genetik Etkenler
Psikopati, nevrotiklik, saldırganlık, öfke problemi, empati yoksunluğu ve kriminal suça yatkınlık gibi antisosyal davranış özellikleri ile ilişkili birçok genetik etmen bulunmaktadır. Tanımlanmış ortak varyantların şiddetin veya suça yatkınlığın genetik mimarlarının sadece küçük bir kısmı açıklanmakta, genetik×çevre (G×Ç) ilişkisindeki özgül genlerin tam anlamıyla tespiti için daha fazla çaba gerekmektedir. Bu alandaki ilişkiyi anlamak için birçok genetik varyant incelenmiş ve “MAOA, COMT, SCL6A4 ve DRD4” genlerinin şiddet ve saldırganlıkla ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Özellikle MAOA geni “suç işleme ve genetik” konusunda en çok çalışılan genlerin başında gelmektedir.

1.Monoamin Oksidaz A Geni (MAOA)
Bu bölgede düşük tekrar sayısına sahip kişilerin gen ifadesinde azalmaya bağlı olarak enzim seviyelerinde düşüklük gözlemlenmiştir. Yapılan çalışmalarda MAOA-uVNTR’de düşük tekrara sahip kişilerin şiddet suçluları olduğu rapor edilmiştir. Bu durumda da MAOA-L kötü çevresel koşullar ile beraber olduğunda şiddete ve suç işlemeye meyili arttırabilmektedir.
1.1Moleküler Genetik ve Kriminoloji
1990’lı yılların başında Brunner’in MAOA geni üzerinde yaptığı çalışmadan sonra 1995’ten 2010 yılına kadar MAOA “genetik savunma” olarak kullanılmak için İtalya ve ABD’deki mahkeme salonlarında defalarca kez gündeme geldi. Bazı davalarda bazı kriminaller işledikleri suçun bedelini taşıdıkları mutasyonlu genlerine atfettiler. O yıllardaki bazı kriminal dava jürileri MAO-L’yi dikkate almış, bir savunma olarak kabul etmişti. Haliyle kişinin psikopat olarak doğmayacağını düşünen birçok bilim insanı, bilim etikçisi, psikiyatrist için bu karar rahatsız ediciydi. Moleküler Genetik ve Kriminoloji arasındaki yeni bir çalışma alanı; kriminal davranış genetiği, beyin ve adalet ilişkisi hakkında araştırmalar yapmak için yeni bir kapının açılmasını sağlamıştır.

Çocuklarda Suça Sürükleyen Faktörler ve Riskli Grup Özellikleri
1.Bireysel Faktörler
Literatürdeki veriler, suça sürüklenen çocukların çoğunluğunun erkek ve ergen olduğunu göstermektedir. Yapılan çalışmalar, en çok 14-18 yaş aralığında suç işlendiğini ortaya koymaktadır. Cuervo ve arkadaşlarının 14-18 yaş arası 395 çocuk ile yaptıkları çalışmada, erkek çocukların suça sürüklenme oranının daha yüksek olduğu, kız çocuklarda ve yaş ilerledikçe ise kişiye yönelik suça sürüklenme oranının daha da arttığı belirtilmiştir. Yapılan araştırmalar, suça sürüklenen çocuk-ergenlerin, stres belirtilerini daha yüksek düzeyde bildirdiğini, etkili başa çıkma örüntülerini daha az kullandıklarını ve daha düşük düzeyde ahlaki davranışlar sergilediklerini ortaya koymaktadır. Yaşadıkları stresör karşısında sosyal destek yetersizliği nedeni ile bu çocukların baş etme mekanizmalarını ve problem çözme becerilerini yeterli düzeyde kullanamadıkları, bu stresörlerle baş etmek için saldırgan davranışlar sergiledikleri, psikosomatik şikayetlerde bulundukları belirtilmektedir.
2.Ailesel Faktörler
Aile, sosyalleşme sürecinde bireyi en çok ve en yakından etkileyen en küçük sosyal birimdir. Doğduğu andan itibaren çocuk, kişilik gelişiminin ilk evresinde anne ve babasının davranışlarını benimseyerek ve taklit ederek özdeşim yoluyla, bulunduğu toplum içerisinde sosyalleşmeyi öğrenir. Sosyalleşme ve topluma uyum sağlama süreci içinde olan çocuk, olumlu ya da olumsuz tüm davranış, tutum ve düşünceleri benimser. Bu süreç içerisinde, stresli yaşam olayları deneyimleyen çocuğun davranışsal ve duygusal problemler sergilemesi ve bunlara bağlı olarak suça sürüklenmesi kaçınılmaz olabilmektedir. Ailenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullar, yaşanılan çevre, bireysel, kalıtımsal ve psikolojik etkenler, çocuk suçluluğu üzerinde etkili olan faktörlerdir. Literatürde annenin ve babanın eğitim düzeyi yükseldikçe ergenlerin suça sürüklenme oranlarının azaldığı bildirilmektedir. Ayrıca, düşük sosyoekonomik düzeye sahip olan ailelerin çocuklarında suça sürüklenme oranı daha yüksek bulunmuştur.
3.Çevresel Faktörler
Çalışmalar, göçün çocuğun suça sürüklenmesinde etkili faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Akduman’ın (2007) çalışmasında, suça sürüklenen ergenlerin %94.7’sinin, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden göç ile Ankara’ya gelen çocuklar olduğu dikkati çekmektedir. Gönültaş ve Hilal de (2012) çalışmasında, göçün malvarlığına yönelik suçları zayıf da olsa pozitif yönde etkilediğini belirtmiştir. Çocuk suçluluğunu açıklayan diğer bir çevresel faktör de çocuğun okul ile ilişkisidir. Okula bağlılığı yüksek olan çocuklarda suça sürüklenme daha azdır. Brezilya da yapılan bir çalışma, suça sürüklenmiş çocukların tehlikeli sosyal çevrelerde yaşadığını göstermiştir.
YORUM YAPIN