Sosyal Tükenmişlik: Neden İnsanlarla Görüşmek İstemiyoruz?
Sosyal Tükenmişlik: Neden İnsanlarla Görüşmek İstemiyoruz?
Gün içinde telefonumuz hiç susmuyor, sosyal medya bildirimleri peş peşe geliyor, arkadaşlarımızdan buluşma teklifleri alıyoruz ve bir yandan da iş, okul, aile ve ilişkiler arasında yetişmeye çalışıyoruz. Buna rağmen bazen tek istediğimiz şey kimseyle konuşmadan, mesajlara cevap vermeden ve herhangi bir plan yapmadan yalnız kalmak oluyor. “İnsanları sevmiyorum” ya da “Eskisi kadar sosyal değilim” diye yorumladığımız bu durum, aslında her zaman insanlardan uzaklaşma isteği anlamına gelmeyebilir. Bazen yaşadığımız şey sosyal tükenmişlik, yani sürekli sosyal etkileşim içinde olmanın yarattığı zihinsel ve duygusal yorgunluk olabilir.
Sosyal olmak çoğu zaman olumlu bir özellik olarak görülse de insan ilişkileri de enerji gerektirir. Özellikle sürekli ulaşılabilir olduğumuz, sosyal medyada başkalarının hayatlarını takip ettiğimiz ve kendimizi belirli bir sosyal performansı sürdürmek zorunda hissettiğimiz bir dönemde, sosyal ilişkilerin kendisi yorucu hale gelebilir.
Sosyal tükenmişlik nedir?
Sosyal tükenmişlik, kişinin insanlarla iletişim kurmak, buluşmak veya sosyal ortamlarda bulunmak konusunda kendisini zihinsel ve duygusal olarak tükenmiş hissetmesiyle ortaya çıkabilir. Burada önemli olan, kişinin insanlardan nefret etmesi ya da yalnız kalmayı sürekli olarak tercih etmesi değildir. Bazen çok sevdiğimiz insanlarla bile görüşmek istemeyebiliriz. Çünkü sorun kişilerden çok, o anda sahip olduğumuz sosyal enerjinin yetersiz olmasıdır.
Örneğin bütün hafta okulda veya işte insanlarla iletişim halinde olan bir kişi, hafta sonu arkadaşlarıyla buluşmak istediği halde son anda planını iptal etmek isteyebilir. Telefonuna gelen mesajlara cevap vermek bile gözünde büyüyebilir. Birisi “Nasılsın?” diye sorduğunda gerçekten anlatacak gücü olmadığını hissedebilir. Buluştuğunda ise eğlenmek yerine sürekli eve dönmeyi düşünebilir.
Bu durum zaman zaman herkesin yaşayabileceği normal bir ihtiyaç olabilir. İnsanların sosyal enerji seviyeleri aynı değildir ve herkesin yalnız kalmaya ihtiyaç duyduğu dönemler vardır. Ancak sosyal geri çekilme uzun süre devam ediyor, kişinin ilişkilerini ve günlük yaşamını etkiliyor veya insanlarla iletişim kurmak yoğun bir kaygı ve stres yaratıyorsa, bunun altında başka bir psikolojik süreç de bulunabilir.
Neden artık insanlarla buluşmak istemiyoruz?
Modern yaşam, sosyal ilişkileri yalnızca yüz yüze iletişimden ibaret olmaktan çıkardı. Artık bir arkadaşımızla görüşmesek bile gün boyunca onun hayatını sosyal medyadan takip edebiliyor, mesajlaşabiliyor, hikâyelerine bakabiliyor ve sürekli yeni içeriklerle karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla fiziksel olarak yalnız olduğumuz bir anda bile zihinsel olarak sürekli sosyal bir ortamın içerisinde olabiliriz.
Özellikle sosyal medyada herkesin hayatının en iyi anlarını gördüğümüzde, kendi hayatımızı da farkında olmadan bu görüntülerle karşılaştırabiliriz. Arkadaşlarımızın sürekli dışarı çıktığını, seyahat ettiğini, yeni insanlarla tanıştığını veya romantik ilişkiler yaşadığını görmek “Ben de bunları yapmalıyım” hissini yaratabilir. Böylece sosyalleşmek keyif alınan bir aktivite olmaktan çıkıp yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk gibi hissedilmeye başlayabilir.
Dating uygulamaları da bu noktada önemli bir örnek oluşturuyor. Yeni insanlarla tanışmak için sürekli profil incelemek, mesajlaşmak, cevap beklemek, kendini tanıtmak ve yeniden baştan bir iletişim kurmak zamanla yorucu olabilir. Seçeneklerin artması her zaman daha fazla bağlantı anlamına gelmez. Bazen çok fazla seçenek, karar vermeyi ve ilişkilerden keyif almayı daha zor hale getirebilir.
Bunun yanında sürekli “iyi vakit geçiriyor” görünme çabası da kişiyi yorabilir. Her buluşmada enerjik olmak, sohbeti sürdürmek, eğleniyormuş gibi davranmak veya başkalarının beklentilerine uyum sağlamak zorunda hissettiğimizde sosyal ortamlar doğal bir deneyim olmaktan çıkabilir.
Yalnız kalmak gerçekten kötü bir şey mi?
Her yalnız kalma isteğini sosyal tükenmişlik veya psikolojik bir problem olarak değerlendirmek doğru değildir. Bazen yalnız kalmak, zihnin kendisini yeniden toparlaması için ihtiyaç duyduğu bir alan olabilir. Gün boyunca onlarca insanla iletişim kurduktan sonra sessiz bir akşam geçirmek, telefondan uzaklaşmak veya hiçbir plan yapmamak oldukça sağlıklı olabilir.
Buradaki temel fark, yalnızlığı neden istediğimizdir. “Bugün biraz kendime zaman ayırmak istiyorum” demek ile “Kimseyle görüşmek istemiyorum çünkü insanlara katlanamıyorum” düşüncesi aynı şey değildir.
Sağlıklı bir yalnızlık sonrasında kişi kendisini daha dinlenmiş hissedebilir ve yeniden sosyal ilişkilere dönmek isteyebilir. Sosyal tükenmişlikte ise bu isteksizlik daha uzun sürebilir. Kişi arkadaşlarından uzaklaştıkça daha da yalnız hissedebilir fakat yine de iletişim kuracak enerjiyi bulamayabilir. Bu döngü uzadığında sosyal ilişkiler zayıflayabilir ve kişi kendisini çevresinden giderek daha kopuk hissedebilir.
Bu nedenle kendimize “Neden insanlarla görüşmek istemiyorum?” sorusunu sormak önemlidir. Gerçekten dinlenmeye mi ihtiyacımız var, yoksa sosyal ilişkilerimiz bize sürekli baskı, kaygı veya yetersizlik hissi mi veriyor?
Sosyal enerjimizi nasıl yeniden toparlayabiliriz?
Sosyal tükenmişlikle başa çıkmanın ilk adımı, sürekli sosyal olmak zorunda olmadığımızı kabul etmektir. Her davete katılmak, her mesaja anında cevap vermek veya herkesle sürekli iletişim halinde kalmak zorunda değiliz. Bazen bir planı reddetmek, telefonu sessize almak ve yalnız kalmak bencillik değil, kişisel sınırlarımızı korumanın bir yolu olabilir.
Aynı zamanda hayatımızdaki sosyal ilişkilerin niteliğine bakmak da önemlidir. Bazı insanlarla birlikteyken kendimizi rahat, anlaşılmış ve olduğumuz gibi hissederken bazı ilişkiler sonrasında kendimizi tükenmiş hissedebiliriz. Dolayısıyla mesele yalnızca “Ne kadar sosyalleşiyorum?” değil, “Nasıl ilişkilerin içinde bulunuyorum?” sorusudur.
Sosyal hayatı tamamen bırakmak yerine daha anlamlı ve güvenli ilişkiler için alan açmak daha sağlıklı olabilir. Bazen kalabalık bir arkadaş grubuyla saatler geçirmek yerine güvendiğimiz biriyle kısa bir kahve içmek bile yeterlidir. Sosyal hayatın yoğunluğu değil, bize nasıl hissettirdiği önemlidir.
Eğer insanlardan uzaklaşma isteği uzun süre devam ediyor, daha önce keyif aldığımız hiçbir sosyal aktivite artık iyi hissettirmiyor veya buna yoğun kaygı, çökkünlük ve günlük yaşamdan geri çekilme eşlik ediyorsa, bunu yalnızca “sosyal tükenmişlik” olarak değerlendirmemek gerekir. Böyle durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak, yaşadığımız sürecin altında ne olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla insan değil, kendimizle ve hayatımızdaki insanlarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenleyebilecek kadar nefes alabilmektir.



